KARAKALEM- GÜLSEL CEREN GÜNEŞ

Masalar büyüdükçe insanlar birbirinden uzaklaşır. Uzaklaştıkça oturanların sesleri yükselir. Çünkü dışarının sesi her zaman daha gürdür ve söylediklerini karşındakine duyurman gerekir. Ne kadar iyi niyetli bir şey söylersen söyle, sesin yüksekse resim hep karanlıktır.

 

Tenteden sarkan saatler içimize damlıyordu ve zaman bazılarına ilaç değil zehir oluyordu.

 

Külkedisi’nin sevgilisini düşünsene; süzme aptal. Sen kalk, kapı kapı dolaş elinde ayakkabıyla! Kızda da nasıl bir ayak varsa artık, ondan başka kimseye olmuyor ayakkabı. Rapunzel desen o da talihsiz bir aşk içinde… Demez mi insan “Koca prenssin sen be, yaptıramıyor musun bir merdiven?” diye?

 

Sevgililer en çok fotoğraflarda sevgili gibi gözükürler.

EVCİL YALNIZLIK – ALİ ÖZER

Yazları güzel olur Ankara geceleri. Terden bunaltmaz adamı, ne de efil efil esip titretir. Orta şekerli babaanne kahvesine benzer, kararındadır.

Sobanın başında bağdaş kurmuş oturuyordu. Ateşe atacak kömürü kalmasa, dünyayı yakacaktı. Öyle gamsız, öyle özgür, öyle tek başına, öyle garip ama böyle mutlu bir adamdı.

Ama tanrı her sıkıştığımızda sığınacak bir liman olsaydı, cilalı ahşaptan fiyakalı birer yelkenli olarak yaratırdı bizi.

Fırtına patlamadan hemen önceki çalkantılı okyanus dalgaları gibi bukleleri vardı. Bu buklelere uzun süre bakıp kalsanız deniz tutabilirdi sizi, biraz daha baksanız boğulurdunuz.

Ve zamanın bilgeliği sadece akıp gitmesindeydi. Hep aynı şekilde, hep ileriye doğru. Bizim bildiğimiz kadar ki evrende, zamandan daha tutarlı hiçbir şey yoktu.

“Şu sağanak yağmurlu hayatın bile, sen en mutluyken sona ermeyi hak eder.”

ATLAS – OKAN CEM ÇIRAKOĞLU

Bir araya geldiğimizde gidip bir şeyler içiyoruz. İçkinin alıp götürdükleri dışında kalanları birbirimize bulaştırıyoruz.

Çünkü vatanından ayrı kalanlar arasında sessiz bir ittifak vardır. Direnebilmek için özlemini ve acını biriktirirsin ama ne zaman senin gibi biriyle karşı karşıya gelsen iki taraf da içinde bir yerlerde aynı sesi duyar.

Kokular hele de böyle kokular belleğinin belası zaten. Onları silip atmak zamanı bile zorlayan bir beceri...

Sevmek, sevdiğinin gitmesine dayanma cesaretini de beraberinde getiriyor olmalıydı. Yoksa bu çelişki nasıl anlatılırdı ki?

 

 
 
ZDC Yayıncılk
Tüm Hakları Saklıdır © 2011